29.03.2021, 15:16

Yorum Değil Durum Analizi

Yorum Değil Durum Analizi

Varlığım Kudreti Elinde Olan ALLAH’A Hamd Olsun, Yeniden Yazmak Nasip Oldu.

Yaklaşık bir aydır, yazı kaleme alamadım. Hayatın keşmekeşi içerisinde zaman mı bulamadın? Derseniz; hayır zamanımız çoktu. Ancak bir genelleme yaparsak İnsanlık olarak, Zannedersem kendi kıymetimizi, kendimiz dahi bilmiyoruz. Eşref-i Mahlukattır insanoğlu, yani “Yaratılmışların en şereflisi” İnsanoğlu olarak bizi bu kadar önemli kılan sizce nedir? Tabi ki de nefsimiz, yani içimizde bizimle beraber yaşayan Canavar… O canavar bizden öylesine şeyler ister ki isteklerine boyun eğersek bizi toprağın dibine gömer çukur yapar ve dahi bizi uyaranları o çukurdan çekip çıkarmak isteyenleri öcü zannederiz. İşin garibi, kaybedecek bir şeyimiz kalmayınca ve bu kocaman dünyada yapayalnız kalınca o öcülerin aslında ne kadar güzel insan olduğunun farkına varırız. Her neyse herkes kendi kaderini yaşar…

Son günlerde Sosyal medya çalkalanıyor. Bizde bu birkaç konu hakkında haddimiz olmadan fikrimizi beyan edelim. Korona virüs salgını nedeniyle kahvehanelerde ya da kafelerde şöyle ağız tadı ile sohbet edemediğimizden herkes ifadesini sosyal medyaya taşıyor. Tabi ki de sosyal medyada onlarca seviyesiz ve kişiliksiz kelimeleri de okumak zorunda kalıyoruz. Bazen durup düşünmek gereksinimi duyuyorum. Gerçekten laf olsun diye yazmıyor. Düşünüyorum ama anlam da bulamıyorum. Bu durumda üstat sakallı Cemal yine devreye girecek, “Bu ülkede ilgililer, bilgisiz… Bilgililer de ilgisiz.” Hemen kızmayın bana niye böyle bir ifade kullandın diye, bir sorun hele! Bakıyoruz ki adamın gündemden ya da olan olaydan haberi yok, sadece yorum olsun diye düşüncesini ortaya koyuyor. Tamam düşünce ve ifade özgürlüğü var. Tabi ki de herkes her şekilde düşüncesini ortaya koyabilir. Ancak konu yanlış düşüncede ısrar etmeye gelince orada dur! Sıkıntı da tam bu; öyle insanlar var ki yanlış olduğunu bile bile doğru gibi savunuyor. Garipsiyor muyum? Koskocaman bir hayır! Aslında alışkınım da bu durumlara… İnsanlar ölmeyecekmiş gibi metaya ve paraya değer veriyor. Sanırım çağımızın vebası da bu durum. “Ölümün gerçek olduğunu bilememek.” Hayırlısı, bunda da vardır bir hikmet…

Korona Başımızın Belası

Okurlarım bilirler, geçen yıl herkes ha bugün salgın bitecek ha yarın salgın bitecek derken, ben bu salgının en az üç yıl hayatımızda bulunacağını yazmıştım. Yok kendimle öğünmek gibi bir durum söz konusu değil tamamıyla doğru analiz etmek istiyorum. Hoş ben yapmadım bu analizleri işin ehli uzmanları dinledim. Şimdi gelinen noktada aşı falan filan güzel iş, ancak toplumsal bağışıklık olmadıktan sonra bu salgın en az 10 yıl bitmez. Aşılar salgının hızını durdurur mu? Tabi ki de ancak tamamen bitmesi için mutasyonlara uğraması lazım. Mutasyona uğraması içinde binlerce insana bulaşmak zorunda, kanımca bundan sonra toplumsal bağışıklık yapılması planlanacak. Beyler neredeyse yaşlılarımızın tamamı aşılandı ve yakın bir sürede bu aşılar etkisini gösterecek, yani buna paralel olarak da İnşallah ölüm oranları azalacak ve İnşallah bu beladan kurtulacağız. Lakin bu virüs olayı tuttu. Yakında gelecekte dünyaya yine fabrikasyon bir virüs sürülme olasılığı çok ama çok yüksek. Binlerce insan virüs olayından trilyonlarca dolar para kazandı. Eee deneme yanılma yöntemi başarılı oldu. Önümüzdeki

virüslere hazırlıklı olalım. Demedi demeyin…

Gelelim bir başka gündem konusu olan meşhur Kongreler konuna, bu konuda da birkaç kelime yazmak isterim. Konu hakkındaki eleştiriler ilkesel olsaydı en fazla tepki gösterenler arasında ben olurdum. Ancak buradaki tepki gösterenlerin tamamı siyasal… Hem de öyle ya da böyle değil. AK Parti’yi bu konuda sıkıştırmak için elinden gelen çabayı sarf ediyorlar. Ancak Artvin’de yapılan kongrelerin tamamına katılmış birisi olarak ben ya da benim çevremde bir kişi Korona Virüse kongrelerde yakalanmadı. Çünkü maskesiz kimse içeri alınmadı ve hes kodundan tutun bütün hijyenik önlemler alındı. Zaten ikili görüşmelerimizde iki tarafta da maske varsa bulaşma olasılığı çok ama çok düşüyor. Yani Maske insanı kesinlikle koruyor. Ha konumuza dönecek olursak, bu eleştirileri İlkesel tepki olarak gösterseler haklılar derim, ancak konu AK Parti kongreleri olunca küçük kıyamet koparanlar, Nevruz kutlamalarına ses çıkarmadı. Diyarbakır’da ya da Van’dan binlerce İnsan maskesiz ve mesafesiz şekilde Halay çekti. Ne maske vardı ne de mesafe, Hani kimseden ses çıkmıyor. Tabi ki organizasyonu Hdp yapınca virüs maskesiz dahi bulaşmıyor…

Son günlerde 2. Yeniciler gibi Yeni Zelanda’ya yerleşmek istiyorum. Ütopik hayaller peşinde koşuyorum sanırım. Sanayi çağından insanlar hunharca tüketti. Şimdiki Bilişim çağında ise kendi kişiliklerinden ödün verir hale geldi. Yok İstanbul sözleşmesi canmış, hayatmış, Efendim ben ilk imzalandığı gün de karşı çıktım. Bugün de karşı çıkıyorum. Şimdi bana bazılarının yobaz diyeceklerini bildiğimden konuyu Türk kültürü üzerinden açıklama gereksinimi duydum. Yoksa İslam Dininin kadına bakış açısı, Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinde bellidir. Kadın bu dünyadaki en değerli hazinedir. Kadın annedir, Kadın ilk Öğretmen, Kadın Merhamet ve şefkattir. Bunun yanında da Dünya üzerinde kadına en büyük değeri veren toplum Türk toplumudur. Bunu Türkçe’nin dil yapısında anlıyoruz. Dünya üzerinde bütün dillerde kadın erkek ayrımı vardır. Ancak Türkçede yoktur. 3. Tekil şahıssı kadın olsun erkek olsun, “O” diye çağırıyoruz. Ancak o medeni dediğiniz batı dillerinde ve kültüründe onların bakış açısıyla kadın af edersiniz nefret edilecek canlı olduğundan erkekten ayrı “She” diye çağrılır. Erkek olan 3. Tekil şahıssa ise “He” derler. Arapça’da ise kadın olan ifadenin sonuna “e” gelir. Müdür, Müdüre gibi Türkçe haricinde neredeyse bütün dillerde aynı bu şekilde ayrım vardır. İşin özeti İstanbul sözleşmesi kadını korumuyor. Aksine bir madde haline getiriyor. Açın sakin kafa ile bana kızmadan maddeleri okuyup analiz edin… Bana kimse ruh hastası canı erkekçiklerden söz etmesin, hiçbir erkek şartlar ne olursa olsun, bir kadının canına kıyamaz. Bunu yapan ruh hastasıdır. Bu durumu da ne İslamla ne de Türk milletiyle bağdaştırılamaz. 4 Mezhep alimi Şeyh-ul İslam Ebu Suud Efendinin bu konu hakkında hükmü ortadadır. “Bir kadın ırzını ve namusunu korumak üzere, bir erkeği öldürürse gazi sayılır.” Hüküm kesindir. Hadi beyler ve bayanlar o çağdışı saydığınız Osmanlı hukuk sisteminde Tecavüzden kendini koruyan kadına verilen hüküm ortada, siz bugün bütün çağdaş ya da ilkel anayasaları toplayın böyle bir kadın hakkı bulamazsınız. Neyse bu ülkede zaten bazıları her şeyi biliyor. Başka bir yazımda görüşmek dileğiyle…

Sıddık Dalkılıç